 |
Görsel ve yazılı medyamızın saygıdeğer mensupları,
Hepinizin bildiği gibi, son günlerde bazı odaklardan bir takım tüyolar alınmışçasına, demokrasi ve hukuk anlayışlarıyla çelişen bir takım değerlendirmeleri hatıra getiren bazı senaryoların ortaya konmaya çalışıldığına tanık olunması nedeniyle,ülke ve insanımız için çok önemli gördüğümüz bir konuda bazı saptamaları,sorumlu bir hukukçu anlayışıyla ve çok önemli görev icra ettiğini kabul ettiğimiz ve gözlemlediğimiz siz basın mensuplarımız aracılığıyla halkımızın bilgilerine arzetmek istiyoruz :
Bilindiği gibi, Anayasamızın 90/5.madde ve fıkrası : “ Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletler arası anlaşmalar, kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile, Anayasa Mahkemesine başvurulamaz.” demekte olup,aynı maddenin 6.fıkrası da tatbikatla ilgili şu açıklamayı getirmiştir: “ Usulüne göre yürürlüğe konulmuş TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERE İLİŞKİN MİLLETLER ARASI ANLAŞMALARLA KANUNLARIN, AYNI KONUDA FARKLI HÜKÜMLER İÇERMESİ NEDENİYLE, çıkabilecek UYUŞMAZLIKLARDA, MİLLETLER ARASI ANLAŞMA HÜKÜMLERİ ESAS ALINIR.”
6.fıkranın tatbikatında, oluşan duraksamanın giderilmesinde dikkat edilecek esas unsur, temel hak ve özgürlükler alanında olması ve usulüne göre yürürlüğe konulmuş bulunmasıdır.
Yani Anayasamızın yukardaki açık hükmü şunu ifade ediyor ki, temel hak ve özgürlükler alanında, iç hukuk sistemi ne derse desin, usulüne göre ülkemizde yürürlüğe konulan uluslar arası anlaşma maddeleri geçerlidir.
Bir takım konulardaki siyasal tutum ve davranışlarına hiç katılamayacağım ve beni de temsil edemeyeceklerine inandığım mevcut yönetimin (ki maalesef mecliste gurubu bulunan muhalefet partileri hakkında da aynı kanıyı taşıyorum), temel haklar ve özgürlükler alanında eline yüzüne bulaştırdıkları bir konuda şu temel bilgileri sunalım:
1 – Türban Fransızca bir deyim olup, boneden biraz daha geniş ve çeşitli zamanlarda ve biçimlerde Dünya’nın çeşitli ülkelerinde ve çeşitli zevk anlayışlarıyla, pek çok farklı inanç biçimine sahip bayanların, başlarına taktıkları bir giysidir.Bu giysinin ülkemizde,çeşitli başörtüleri ile yapılan giyim biçimiyle hiç bir ilgisi yoktur.1980’li yıllarda Danıştay’ımızın bu tanımlamayı esas alarak,buna geçit verdiğine dair kararlarımız elimizde mevcuttur.
2 – Anayasamızın 90.maddesi delaletiyle ülkemizde de kanun olarak kabul edilen uluslar arası sözleşmelerin bazılarından, bir kaç maddeyi aşağıya aynen alıyoruz:
a – BİR.MİL.İNS.HAK.EVRENSEL BİLDİRGESİ :
aa– 27.05.1949 yılından beri, resmi gazetede ilan edilmek suretiyle, ülkemizde kanun hükmünde geçerli bulunan Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 18.Maddesi şöyle diyor : “ Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğü hakkına sahiptir.Bu hak, din ya da inanç değiştirmek özgürlüğünü, ya da İNANCINI TEK BAŞINA YA DA TOPLUCA,AÇIK OLARAK YA DA ÖZEL BİÇİMDE ÖĞRETİM,UYGULAMA, TAPINMA VE AYİNLERLE GÖSTERMEK ÖZGÜRLÜĞÜNÜ DE KAPSAMI İÇİNE ALIR.”
bb – Aynı sözleşmenin 26.maddesi ise şöyle diyor : “ Yüksek öğretim, YETENEKLERİ- NE GÖRE( fiziksel yapıları, renkleri, cinsiyetleri ve harici görünümlerine göre değil) HERKESE TAM EŞİTLİKLE AÇIK OLMALIDIR.”
b – İNSAN HAKLARI VE ANA HÜRRİYETLERİ KORUMAYA DAİR SÖZLEŞMEYE EK PROTOKOLLER;EK:1 nolu protokol:
Bu anlaşma,19.03.1954 yılında Resmi Gazete’de ilan edilip o tarihten bu tarafa ülkemizde kanun hükmünde geçerlidir. Şimdi bu kanunun bir maddesini gözden geçirelim :
Madde – 2 : Devlet,eğitim ve öğretim sahasında deruhte edeceği vazifelerin ifasında, ANNE-BABANIN,ÇOCUKLARI İÇİN,BU EĞİTİM VE ÖĞRETİMLERİ,KENDİ DİNİ VE FELSEFİ İNANÇLARINA UYGUN OLARAK TEMİN ETMEK HAKINA RİAYET EDECEKTİR.
c - HELSİNKİ SONUÇ BELGESİ :
“ Her bireyin,kendi vicdanının buyruğu uyarına,YALNIZ YA DA TOPLU OLARAK BİR DİN VEYA İNANCA İNANMA VE ONUN GEREKLERİNİ YERİNE GETİRME ÖZGÜRLÜĞÜ..
d – KOPENHAG BELGESİ :
1990 yılında imzalanıp ilan edilen bu meşhur sözleşmenin iki maddesi var ki, iç siyasetimiz- de, bireysel olarak beni hiç ilgilendirmemekle birlikte, her gün tartışmalarına tanık olduğu- muz bazı konularda çok açık izahlar getirmiş olup, bu konuda karşılıklı olarak yaptığımız bazı hataları gözler önüne sermektedir:
Madde – 5/18 : Hiç kimse,SUÇUN UNSURLARINI AÇIK VE BELİRGİN BİR BİÇİMDE TANIMLAYAN BİR YASAYLA ÖNGÖRÜLMÜŞ OLMADIKÇA,bir suç işlediği savıyla suçlanamaz,yargılanamaz ve suçlu ilan edilemez.
Madde – 9/4 : Herkes düşünce,vicdan ve din özgürlüğü hakkına sahiptir.Bu hak,din ya da inancını değiştirme, DİN YA DA İNANCINI,BİREYSEL YA DA TOPLUCA,KAMUYA AÇIK YA DA ÖZEL OLARAK İBADET,ÖĞRETİM,UYGULAMA VE DİNSEL ÖDEVLERİN YERİNE GETİRİLMESİ YOLLARIYLA DIŞA VURMA ÖZGÜRLÜ- ĞÜNÜ İÇERİR. BU HAKLARIN KULLANILMASI, YASAYLA ÖNGÖRÜLEN VE ORTAKLAŞA KABUL EDİLMİŞ ULUSLAR ARASI NORMLARLA BAĞDAŞANLARDAN BAŞKA HİÇ BİR SINIRLAMAYA KONU OLAMAZ. (Sair maddeler için bakınız, Agik sürecinden Agit’e ins.hakları.G.Alpkaya,1996 yılı baskısı,sh:137)
e – KİŞİSEL VE SİYASAL HAKLARA İLİŞKİN ULUSLAR ARASI SÖZLEŞME :
15.8.2000 tarihinde T.B.M.M.nce kabul edilmiş ve pek saygıdeğer Cumhurbaşkanımız A.Necdet Sezer beyefendinin imzasından sonra 2002 yılında Resmi Gazetede ilan edilen bu sözleşmenin bazı maddeleri yanında şu maddesi de var ki,üzerinde suhuletle durulmaya değer
Madde – 18/1: Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. BU HAK, herkesin istediği dine ya da inanca sahip,ya da bunları benimseme özgürlüğünü ve HERKESİN İSTER TEK TEK,İSTERSE BAŞKALARIYLA BİRLİKTE TOPLU OLARAK,KENDİ DİN YA DA İNANCINI TAPINMA, UYMA,UYGULAMA YA DA ÖĞRETME BAKIMINDAN, AÇIK YA DA KAPALI BİÇİMDE ORTAYA KOYMA ÖZGÜRLÜĞÜ NÜ İÇERİR.
Tekrar edelim: Yukarıdaki uluslara arası sözleşmeler ülkemizde kanun hükmündedir ve iç hükümlerde bunlara ilişkin aykırı hükümler varsa onlar geçerli olmayıp, yukarıdaki maddeler geçerli olacaktır, Anayasa’mızın 90/ son fıkrasına göre.
3 – Kendi irademizle Anayasa’mızda belirlediğimiz ve çağdaşlığın bir gereği de bulunduğu gibi,iç hukuk hükümlerinden üstün durumda bulunan yukarıdaki uluslar arası sözleşme hükümleri, hiç bir yorum ve değerlendirmeye mahal bırakmayacak bir biçimde açıkça gösteriyor ki, ülkemizde bayan ya da erkek, her hangi bir bireyin hangi din ya da inanç sistemine inanıyor olursa olsun, nerede ve nasıl bir mekanda bulunursa bulunsun yalnız ya da toplu olarak, inançlarının objektif verilere göre gereği bulunan tüm yaşamları, onların doğasal ve anayasal hakları olup, buna engel olmak, hangi görevli olursa olsun, Anayasa’yı ihlal suçunu oluşturur. Ve yasal takibi gereklidir. Siyasallaşmamış, militanlaş-mamış, jakobenist duygulardan arınmış demokrat bir hukuk adamı, hangi siyasal anlayışa gönül vermiş olursa olsun, yukardaki hükümlerden bu anlamı gayet açık bir biçimde görür.
4 – Laik, Demokratik ve Sosyal bir Hukuk Devleti bulunan ülkemizde, ben bizzat vermesem bile, evimdeki iki kişiden birisinin oyunu alarak iktidar olmuş bir partinin kapatılması için atılacak adımda, bir hukukçunun çok tutarlı ve genel geçer kurallara uygun ve bilimsel gerekçeleri bulunması gereklidir.
Zaten uluslar arası sözleşmelerle de garantiye alınmış temel hak ve özgürlüklerle ilgili bazı deyimlerin Anayasa’mıza da(10.ve 42.maddelere) eklemlenmesi, ülkemizde fırtınanın koparılmasına bir neden olamaz. Böyle bir akıl tutulması, olağan düşünce eseri olarak görülemez. Bir takım kör olası kaprislerimiz uğruna, birbirimize Dünyamızı dar etme eylemlerimiz, biz insanlara doğa tarafından verilmiş bir hak olamaz. Özel konuşmalarda, sık sık, siyasal bir iradi zafiyet göstermekle suçlandığına tanık olduğumuz mevcut iktidar, zaten siyasal tarihimizin mezarlığında yerini alacakken, edinebildiğimiz bilgilere göre, bu iktidarı zaaflarıyla birlikte daha güçlü hale getirme senaryolarına yarayacak, bilimsel verilerden yoksun iddialara dayandırılmış ve hukuksallığından çok siyasallığı tartışılabilecek bir iddianame, doğrusu yansız ve kendini hukuka adamış demokrat aydınlar tarafından, hiç te şık görülmemektedir.
Lütfen taşıdığımız bürokratik ve toplumsal misyonumuzun bize yüklediği duyarlılıkta ve buna eş bir hoş görü anlayışında, kendimize güvende ve görevimizin gerektirdiği ciddiyette ve saygınlıkta bulunalım. Ülkemizin geleceği üzerindeki kâbusları dağıtmak, hepimizin görevidir. Aldığımız hava ortaktır, yediğimiz ekmek, ortak paylaştığımız nesnedir. Tarihsel sorumluluğu- muz, toplumumuzun tüm bireylerini kapsamaktadır. Ortak akılda buluşma dileğiyle, saygılar. 19.3.2008
Mehmet Yaman
Araştırmacı-Hukukçu |
|